yazar adı gereklidir!

göster şifre gereklidir!

şifreni mi unuttun?

yazar adı gereklidir!

e-mail gereklidir!

göster parola gereklidir!

6 + 5 =

şifrenizi mi unuttunuz? Endişelenmeyin! Aşağıdaki bölgeden şifrenizi sıfırlayabilirsiniz!

e-posta gereklidir!

girişe dön

kapat
hastasozluk hastasozlukcom
  • nefroz hastalığı nedir

    İki böbrekte birden görülen bir böbrek hastalığı. Nefritten farkı nefritin üç belirtisinden (ödem, tansiyon yükselmesi, sidikte kan bulunması) sadece birine (ödem) rastlanmasıdır. Ayrıca anatomik patolojik bakımdan da nefritten farklılık gösterir. Çünkü nefrozda böbrek yaraları nefritte olduğu gibi yangılanma kökenli olmayıp, yozlaşma kökenlidir.
    Üstelik rahatsızlık nefritte olduğu gibi glomerülde değil, fakat glomerülün salgıladığı sidiği taşıyan çok ince böbrek borusundadır. Bu nedenle yakın zamana kadar kolayca karıştırılan nefritle nefroz arasında, anatomik patolojik ve klinik bakımlardan esaslı ayrılıklar vardır. Fakat nefritle nefrozun birlikte görüldüğü durumlar da vardır.
    İvegen nefroz çeşitli ateşli ve mikroplu hastalıklar (grip, kızamık, kızıl, çiçek, su çiçeği, tifo, akciğer yangılanması, sıtma, difteri vb.) sırasında ortaya çıkar. Bu nedenle enfeksiyonlu nefroz olarak da adlandırılır.
    Nefroz sidik yoluyla dışarı atılmak üzere kan tarafından böbreklere ulaştırılan ana hastalığın toksinleri tarafından meydana getirilebilir. Bu toksinler böbrekler kanalıyla organizmadan atılmadan önce böbrek dokularında geçici bir hücre yozlaşmasına sebep olurlar. Bu yozlaşma hafif bir şişlik şeklindedir. Klinik bulguda sidiğe albümin, bazen de böbrek silindirleri karışmasıyla ortaya çıkar. Bu belirtiler asıl hastalığın iyileşmeye yüz tutmasıyla ortadan kaybolur; sadece difteride, nefroz ağır olmamakla birlikte daha uzun süren bir süreç gösterir.
    Süreğen nefroz daha ağırdır. Fakat oldukça az görülen bir hastalıktır. Mikroplu hastalıkların (frengi, verem, süreğen sıtma, süreğen yangılanmalar) yaydığı toksinler; birden fazla iç salgıbezinin çalışmasının aksaması (tiroid salgısı noksanlığı); tehlikeli tümörler, bu hastalığa yol açarlar. Bazı gözlemciler kişinin yapısal yatkınlığının da rol oynadığını ileri sürmektedirler.
    Hastalık genellikle çocukluk ve gençlik dönemlerinde görülür. 40 yaşından sonra oldukça az rastlanır. Başlıca belirtisi deri altı dokusunda ödem oluşmasıdır. Hastalık, önce yıpranmış deri altı hücrelerinin bulunduğu bölgeleri (yüz, ayaklar, erkeklerde erbezi, kadınlarda büyük dudaklar) etkiler; daha sonra bütün vücuda yayılır. Vücut şişer; yüz anlamsızlaşır. Ödem mide ve bağırsakların mukozalarında da meydana gelir. Kusma, özellikle ishal görülür. Bunların nedeni bağırsak ve mi de mukozalarının ödemle meydana gelen sıvıyı atmasıdır. Ödemlerin meydana gelmesinden kısa süre sonra plevra ve perikard boşluklarına serum akar.
    Hastalığın iştahsızlık, aşırı halsizlik, özellikle ödemin yol açtığı renksizlik, hafif kansızlık gibi başka genel belirtileri de vardır; ayrıca sidikte fazla miktarda albümin görülür. Ödemlerin devam ettiği sürece işeme azalır. Sidikte kana rastlanmaz, buna karşılık bol ölçüde lipitlere rastlanır. Kanda protein azalır, lipitler ve özellikle kolesterin artar. Nefritte olduğu gibi tansiyon artmaz; tersine tansiyon düşüklüğü olur. Nefritte olduğu gibi kalp fazla çalışmak zorunda kalmaz. Hastalığın gelişmesi haftalarca ya da yıllarca sürebilir, fakat sonunda iyileşir.
    Tedavi sırasında, beslenmeye büyük önem verilir. Hastaya bol proteinli (et, balık, yumurta, peynir) besinler yedirilerek, sidikle atılan albümin kaybı giderilir. Su, sulu şeyler ve tuz verilmez. Sidik söktürücü ilaçlarla ödemlerin kaybolması sağlanır. Nihayet belirli ölçüde verilen kortizonlu ilaçlar da beklenmedik faydalar sağlayabilir.