Kalın bağırsak kanseri sık mı görülür?
Kalın bağırsak kanserleri, dünyadaki en yaygın kanserler arasında yer alırlar.
En sık 50 yaşın üzerindeki kişilerde görülür ve kadın / erkek farkı gözetmezler. Bu durum bazı hücrelerin uygun olmayan şekilde (anarşik) çoğalması ile gelişirler. Bu tümörler iyi huylu (sıklıkla polip) ve kötü huylu (kanser) şeklinde olabilirler.
Rektum kanseri nedir?
Kalın barsağın en uzun kısmı olan kolonda ortaya çıkan kanserlere kolon kanseri ve son kısmında ortaya çıkan kanserlere de ‘rektum kanseri’ denir.Kalın bağırsak kanserlerinin gelişmesi çoğu kez yıllar alır ve çoğunlukla bağırsak içindeki polip adı verilen iyi huylu urlardan veya ülseratif kolit gibi bazı iltihabi kalın bağırsak hastalıklarından ötürü gelişirler. Bu tümörler yayılma yada sıçramalarını yakınlarındaki lenf damarları karaciğer, kemiklere veya prostat, mesane veya rahim gibi komşu organlara yapabilirler.
Hastalık herhangi bir yaşta başlayabilir. Ancak genellikle genç yaşta (1 - 20 yaş) başlar. Çoğunlukla ailede aynı hastalık mevcuttur. Anne ya da babada alerji varsa , her ikisinde de alerji varsa , oranında çocukta alerji görülecektir. Diğer alerjik hastalıkların (egzama, astım ve alerjik konjuktivit-göz nezlesi) görülmesi olasılığı fazladır. Alerjik rinit ağır bir hastalık olmamasına rağmen kişiyi son derece rahatsız edebilir; uykuyu, yemek yeme ve yaşam şeklini olumsuz etkiler; okul ve iş gücü kaybına yol açar. Kent yaşamı alerjik hastalıkların görülme oranını arttırmıştır. Bunda çevre kirliliğinin rol oynadığı düşünülmektedir. Alerjik riniti olan kişilerde sinüs enfeksiyonları, kulakta sıvı birikimi ile ortaya çıkan işitme azalmaları ve burun polipleri görülebilir. Ayrıca alerjisi olmayan kişilere oranla astım gelişme riski 4 kez daha fazladır.Alerjiye yol açan diğer bir madde ise "mold" denen küflerdir. Moldlar ekmeği küflendirir, meyvelerin bozulmasına yol açar. Aynı zamanda kuru yapraklarda, çayırlarda, samanda, tohumlarda, diğer bitkilerde ve toprakta bulunur. Soğuğa dirençli olduklarından alerji sezonu uzundur ve karın toprağı kapattığı dönemler dışında sporları havada bulunur. Moldlar ev içindeki bitkiler ve topraklarda yaşar. Bodrum katları ve çamaşır odaları gibi nemli yerlerin yanı sıra, peynirde ve mayalanmış içkilerde de bulunur. Moldlardan korunmak için ev bitkilerinin sayısı azaltılmalıdır.
Perthes hastalığında femur başının beslenmesinin bozulmasıyla femur başı kemiğinin bir kısmı ya da tamamında nekroz dediğimiz kemik ölümü görülür. Vücut tarafından, bu nekrotik kemik absorbe edilerek (ortadan kaldırılarak), yeni kemik yapımı sağlanır. Bu yeniden yapım sürecinde kemik daha yumuşak ve güçsüz olduğu için atlama, zıplama ve düşme gibi travmalarda baş kemiğinde kırık ve çökmeler görülebilir. Yeniden yapılanırken femur başı aldığı basıya göre şekil alır. Bu nedenle tedavide femur başını asetabulum dediğimiz kalça eklemini yuva kısmının içinde tutulması amaçlanır. Bu şekilde küresel yapıda gelişimi hedeflenir.Perthes hastalığının tedavisinde ana amaç eklem hareket açıklığının korunmasıdır ki baş küresel yapıda gelişebilsin. Özellikle ağrılı dönemlerde istirahat ve antiemflamatuvar ilaçlarla tedavi önerilir. Perthes hastalığının süreci 2 - 2.5 yıl kadar sürmektedir. Bu süreçte çocuğun aşırı sportif aktivitelerde bulunması, yüksekten atlaması ve temas sporuna katılımına mümkün oldukça engel olunmalıdır. Bununla beraber çocuğun günlük aktivitelerinde kısıtlanmaya gidilmez.Femur başı topunu yuvada tutmak için bacaklar açık posizyonda alçı uygulaması, bir takım ortezler kullanılması ve cerrahi uygulamalar Çocuk Ortopedistleri tarafından kullanılan yöntemlerdir. Hastalığın seyrinin uzun olması (2 - 2.5 yıl) çocukların alçı veya ortez tedavisine uyumunu güçleştirmektedir. Bu nedenle bir çok ortopedist gerekli olgularda cerrahi tedaviye yönelirler. Cerrahide ana amaç, femur başının küresel yapıda gelişimini sağlamak için asetabulum yuvasının içinde yerleşmesini sağlamaktır.
Osteoartrit eklem iltihabıdır.Eklem kıkırdaklarında bozulma, yıpranma, aşınma ile karakterizedir. Sonuç olarak, eklemde harabiyet başlar ve eklemde şişlik, ağrı oluşur.Hastalık en fazla ayaklarda, dizlerde, belde, kalçalarda ve parmaklarda görülür. Osteoartrit kadınlarda 3 kat daha fazla ve genellikle 60 yaşından sonra başlar. Eklemlere aşırı yük binmesine bağlıdır.Osteoartritte tedavinin amacı, eklemdeki ağrıyı, sertliği ve şişliği gidermek, eklemin normal işlevini sürdürmesini sağlamaktır. Parasetamol osteoartrit ağrısı için en iyi ilaçtır. Eklemin çevresine antienflamatuar kremler sürmek faydalı olabilir. Ayrıca günde bir iki kez eklemin üstüne buz torbası uygulaması da ağrının azalmasını sağlar. Tedavi yeterli gelmezse diz eklemi içine lokal anestezik ve kortizon, hyalüronik asit enjekte edilir.
Diyet listenize harfiyen uyarsanız ve extra spor yaparsanız süper bir fit görünüme kavusursunuz. Gercekten işe yarıyor. 3 beyazdan uzak durun kesin çözüm.
Safra kesesi taşları, safra kesesi hastalıkları arasında en sık görülendir. Bunlar kolesterol ve bilirubin içerikli olmasına göre kolesterol taşları ve bilirubin taşları olarak adlandırılır. En sık görülen taşlar kolesterol taşlarıdır. Yaş ilerledikçe taş oluşma riski artar; ayrıca kadınlarda bu hastalık daha sık görülür.Safra kesesi taşlarının en sık neden olduğu şikayet karın ağrısıdır. Ağrı karnın sağ üst tarafında hissedilir ve sırta doğru yansır. Ağrı gelip gidici şekilde olabileceği gibi iltihaplı durumlarda sürekli ve şiddetlidir. Bunun yanı sıra bulantı, kusma, safra yolunda tıkanıklığa neden olursa sarılık, iltihap varsa ateş gibi şikayetlere de neden olabilir.Klinik bulgular ve fizik muayenede safra kesesi taşı düşünülen hastalarda tanı radyolojik olarak konulur. Bu hastalarda en değerli tanı yöntemi karın ultrasonografisidir. Tıkanma sarılığı olan komplike olgularda MR/MRCP ve ERCP tetkikleri de yapılabilir.Safra kesesi taşları sessiz kalabileceği gibi bazı komplikasyonlara (istenmeyen olumsuz sonuçlara) neden olabilir.
Zencefilin faydaları da aslında bir bir saymaya başlayınca sonu gelmeyecek kadar fazla ama biz yine de herkesin bilmesi gerekenleri şöyle aşağıya bırakalım.
Zencefil, kan dolaşımının hızlanmasına yardımcı olan bileşenleri sayesinde vücudun ısınmasını sağlıyor.
Bağışıklık sistemini güçlendirip grip ve nezleyle mücadelemizde yanımızda yer alıyor.
Özellikle boğaz ağrılarının daha hızlı iyileşmesine destek oluyor. Bal ile birlikte tüketildiğinde bu etkisi daha da ortaya çıkıyor.
İştah açıcı bir etki gösteriyor.
Mide bulantılarının hızla geçmesini sağlıyor.
Doğal bir ağrı kesici görevi görüp vücudun birçok yerinde oluşan ağrılara iyi geliyor.
Bu özelliği adet dönemindeki kadınların sancıları üzerinde de etkili oluyor, ağrıları hafifletiyor.
Sinir sisteminin sağlıklı çalışmasına destek olarak stres ve sinirlilik gibi durumların da azalmasına ve hatta bitmesine yardımcı oluyor.
Gaz sancıları çekenlerin sorununa çözüm oluyor.
ganglion, cildin altında beliren bir şişliktir, genellikle el bileğinde olur fakat bazen ayağın üst kısmında veya bileğin (el) iç tarafında veya parmaklarda olabilir.
belirtileri
- bilekte bir şişkinlik
- bu şişkinlikle birlikte ağrı, özellikle bilek açıldığı veya eğildiği zaman bulunabilir fakat genelde bu şişlik ağrısızdır.
bir mafsal veya tendon içine sızmış olan koyu bir sıvının birikmesinden meydana gelir. genellikle dokunulduğunda esnektir ve çeşitli büyüklüklerde olabilir.
teşhis
bir fizik muayene yapıldıktan sonra, başka sorunların varolmadığından emin olmak için bazı testler ve röntgen gerekebilir. teşhisi doğrulamak için bazen ultrason incelemesi yararlı olur.
esas itibariyle zararsızdır. fakat bileğinizde veya ayağınızda bir şişlik fark ederseniz, habis bir tümör gibi diğer nedenleri saf dışı bırakmak için bir doktora danışın. eğer ganglion ağrılıysa doktorunuz ameliyat veya diğer yollarla rahatlama sağlayabilir fakat çoğu durumlarda bu zararsız küçük şişlik tedavi gerektirmez ve yaşayışınızı etkilemez.
Önüne geçilemeyecek kadar şiddetli uyuma arzusu olarak tanımlanan narkolepsi, halâ gizemini koruyan bir hastalık. Ancak bilim, bu konuda epey yol aldı. İskelet kaslarının normal tonunu (sağlıklı gerginlik durumu) bilinç kaybı olmadan yitirmesi olarak tanımlanan katapleksi, nörolojik bir hastalık olan narkolepsinin en belirgin semptomlarından biridir.
Utanç verici durumlara hedef olmak, yabancılarla ilişki kurma zorunda kalmak, ani öfke nöbetleri, sportif faaliyetlerde aşırıya kaçmak veya hızlı bir cinsel yaşam katapleksi ataklarını tetikleyen önemli etkenlerdir.
Narkolepsinin diğer bir özelliği ise gündüzleri ortaya çıkan inatçı uyku halidir. 48 saat uyumamış bir insanın içinde bulunduğu durumu, bir narkoleptik her gün yaşar. Her zaman uykulu olmalarına karşın, gece uykuları çok düzensiz ve kalitesizdir. Bu kişiler kısa bir uykudan sonra dinlenmiş bir şekilde günlük yaşamlarına geri dönseler dahi, çok kısa bir süre sonra uyku hali yeniden başlar. Tedavi edilmez ise hasta trafik kazalarına kurban gitme, okul ve iş yaşamında ortama uyum sağlayamama gibi olumsuzluklara maruz kalır.
Son olarak kataplekside beynin etkilendiği bölgeler, net bir şekilde tespit edildi. Herkesi şaşırtan nokta, bu bölgenin rüyalarımızla senkronize bir şekilde hareket etmemizi engelleyen bölge olmasıydı (Örneğin rüyasında koşan bir kişi, yatakta bacaklarını koşar gibi ileri geri hareket ettirmez). Aynı şekilde narkolepside nöronal dejenerasyonun ilk kanıtları bulundu.
cilltte görülen bir deri hastalığıdır. seboreik dermatit olarakta geçer. bulaşıcı veya tehlikeli değildir fakat iltihaplı yahut kaşıntılı olabilir. ilaçlar değil daha çok dermokozmatik ürünlerle tedavi edilebilir. vücudun her yerinde görülebilir. cildiye yardımıyla semptomlar hafifletilebilir ve iyileştirilebilir.
Açık açılı glokom: En sık karşılaşılan glokom tipidir. Açık açılı glokomda; göz sıvısının kan damarlarına ulaşmasını sağlayan kanalcıklarda normalde olmaması gereken bir tıkanıklık durumu söz konusudur. Bu tıkanıklık nedeni ile göz sıvısı birikir ve göz içi basıncını arttırır. Göz içi basıncının yüksek olması göz sinirine zarar verir ve tedavi edilmediği takdirde körlüğe kadar giden görme kaybına neden olabilir.
Kapalı açılı glokom: Glokomlu hastaların %5-10 kadarını oluşturur. Bu tip glokom çok gürültülü bir tabloyla ortaya çıkar. Açı kapanması glokomu veya akut glokom krizi olarak isimlendirilen bu tabloda; aniden gözde şiddetli ağrı, kızarıklık, görmenin bulanıklaşması, azalması, ışığa hassasiyet, bulantı, kusma belirtileri ortaya çıkar. Bu şikayetlerle doktora başvuran hastalarda göz tansiyonu genellikle 40-50 mm civa veya daha yüksek seviyelerde bulunur. Bu yüksek göz tansiyonunun acilen ilaç veya cerrahi düşünülmesi gerekir.tedavisiyle düşürülüp hastanın ameliyata alınması ve probleminin halledilmesi gerekir. Aksi halde, hasta doktora başvurmakta gecikirse bu yüksek göz tansiyonu ile birkaç gün içinde tam görme kaybı oluşur.
Sekonder glokom: Sekonder glokomda, göz içi basıncının yükselmesine neden olan bir hastalık durumu söz konusudur. Göz içi kanamaları, göz içi iltihapları, şeker hastalığı, göze gelen darbeler (travma), ileri dönemdeki katarakt gibi farklı nedenler sekonder glokoma yol açabilir.
Almanya'nın en ünlü gitaristlerinden Klaus Gerlach, sahneye her çıktığında, haftalardır sağ dizinde oluşan ateş gibi yanmayı unutuyordu. Ancak konserlerin sonlarına doğru bu yanma, dayanılmaz acılara dönüşüyordu. Gerlach, bu acıyı ortadan kaldırmak için ağrı kesicilere ya da alkole saldırıyordu. Ama bu ikisi de midesini harap ediyordu.
Klaus Gerlach sonunda uzman bir doktorun yolunu tuttu. Yapılan testler sonunda teşhis konuldu: Romatizma. Ancak ağrı kesicilerin dışında romatizma için verilen ilaçların yan etkisi de ünlü gitaristi alabildiğine yıprattı. Son çare olarak akupunkturdan medet uman Gerlach, bundan da bir sonuç alamadı. Bu yüzden müzik kariyerinin zirvesinde müziğe veda etme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı.
Sinsi Hastalık
Alman Stern Dergisi'nin haberine göre, Klaus Gerlach, bir romatizma hastası olarak yalnız değil. Sadece Almanya'da 13 milyon kişi romatizmanın pençesinde. Bu sinsi ve ağrılı, acılı hastalığın yol açtığı maddi kayıp ise tam 15 milyar mark.
Uzmanlar tarafından "parmak, dirsek, omuz, diz ve ellerde meydana gelen iltihabın neden olduğu bir hastalık" olarak nitelenen romatizmanın tedavisi için büyük çabalar harcanıyor. ABD'den Almanya'ya kadar pek çok ülke, bu konuda trilyonlar harcıyor.
Özellikle yeni bulunan ilaçlar, eklem yerlerindeki iltihabı başarıyla yokediyor. Yan etkisi de bulunmayan bu ilaçların seri üretimine ise yakında başlanıyor. Alman romatizma uzmanı Dr. Eva Reinhold Keller, "Sonunda romatizmayı yeneceğiz" diye konuşuyor.
ABD'nin Rochester Kenti'ndeki ünlü Mayo Kliniği'ndeki araştırmalar sonucu ortaya çıkan bir romatizma ilacı ise kortizondan sonra tıp aleminin bulduğu ikinci mucize ilaç olarak niteleniyor.
İltihaplanmayı Önleyen İlaç
ABD ve Almanya'da bulunan yeni romatizma ilaçları, eklem yerlerindeki iltihaplanmayı anında önlüyor. Yeni üretilen TNF Alpha adlı ilaç şu şekilde etkide bulunuyor:
TNF Alpha eklem içindeki sıvıya enjekte ediliyor.
tam manasıyla tatmin olamayan kadının cinsel ilişkiye gereği gibi cevap vermemesine; tıp dilinde firijidite denir. nedeni daha çok ruhsaldır.
elma asidi, frangul asidi, glikofrangulin.
Özellilleri : Diüretik / idrar söktürücü, laksatif / müshil, antihelmintik / bağırsak paraziti düşürücü, vulnerer / yaraların iyileşmesini sağlayıcı, koleretik / safra akımını sağlayıcı.
Önerilen Hastalıklar : Kabızlık, safra yetersizliği, hemeroid, dolaşım bozukluğu, bağırsak parazitleri, karaciğer hastalıkları, sarılık, siroz, Haricen; çıban ve yaralar.
Kullanım Şekli ve dozu : 3 Yaşındaki dalların kabukları kullanılır. Kabuklar kurutularak 1 yıl bekletilerek 1 yıl sonra kullanılır. Bunun sebebi kabuklardaki antron glikozid, 1 yıl bekledikten sonra antrahinon glikozidi glikofranguline dönüşür.
Kıyılmış kabuklardardan 1 çorba kaşığı 0,5 litre suda 6 saat bekletilerek 10 dakika kaynatılır. Süzüldükten sonra günde 3 defa yemeklerden önce birer çay bardağı içilir.
Yumurta hücreleri annenin iki yumurtalığında depolanır. Ayda bir kez bir yumurta hücresi yumurtalıklardan birinden yola çıkarak döl yatağına açılan tüplerden birine girer. Her ay dölyatağı duvarının iç düzeyi kan ile dolarak kalınlaşır ve yumuşar. Bebeğin içine yerleşip gelişmesi için hazır hale gelir. Döl yatağından annenin vücudunun dışına uzanan esnek bir kanal vardır. bu kanala dölyolu adı verilir. Bebekler annenin bacakları arasında bulunan döl yolundan geçerek dünyaya gelir.
Tüp bebek tedavi uygulamaları esnasında özellikle çiftlerin aile öyküleri ele alınarak tedaviye başlanılmaktadır. Eğer ailede yaşanmış ciddi hastalık öyküleri varsa ve genetik hastalık durumu söz konusu ise Preimplantasyon genetik tanı işlemi uygulanır. Bu tarama programı oluşan embriyolara genetik testinin yapılması, sadece sağlıklı olanların belirlenmesi ve anne adayının rahimine transfer edilmesi ile gebelik sürecini başlatmaktadır. Kısacası bu genetik tanı uygulaması sayesinde hasta veya taşıyıcı olan çiftlerin genetik problemlerinin belirlenmesiyle, sağlıklı embriyoların seçilmesi ve böylece hastalıklardan arındırılmış çocuk sahibi olabilmelerini sağlamaktadır.
hastanın yüz kemiklerinin aşırı bir şekilde büyümesi sonucu yüzü aslana benzediği için bu ad verilmiştir milyonda bir görülür tedavisi vardır.
Tükürük bezlerin yangılanmasına ve büyümesine yol açan ivegen ve bulaşıcı bir virüs hastalığı. Çocuklar ve yeni yetmeler arasında yaygındır. Hastalığı hafif geçiren pek çok kimsede hiç bir belirti görülmez fakat vücutlarında virüse karşı bağışıklık cismi oluştuğu için hayatları boyunca süren bir bağışıklık kazanırlar.
Virüs genellikle tükürük bezini etkilerse de, vücudun diğer organlarına, özellikle erkeklerde erbezlerine ve kadınlarda yumurtalıklara ve merkezsel sinir sistemine yayılabilir. Tükürük bezinin şişmesi yüz biçiminin bozulmasına ve çeşitli ağrılara sebep olur. Hasta konuşurken ya da hapşırırken tükürüğünde bulunan virüs, saçılan tükürük damlalarıyla çevreye yayılır.
Kabakulağın kuluçka devresi oldukça uzundur; virüsün vücuda girmesinden on sekiz ya da yirmi dört gün sonrasına kadar hiçbir belirti görülmeyebilir. Hastalık ateşin yükselmesiyle başlar; ateş 38°C ye kadar çıkabilir. Bazen bu belirtilerden önce baş ve boğaz ağrısı ile boyun kaslarında sertleşme gibi rahatsızlıklar da başgösterir. Tükürük bezleri şişince hastalığın kabakulak olduğu anlaşılır. Kabakulakta en çok etkilenen bezler, kulak altı tükürük bezleridir. Bu bezlerin genişlemesi çeneden boyna doğru yayılan bir şişkinliğe yol açar.
Kimi zaman şişkinlik yüzün yalnız bir yanında başlar, diğer taraf ancak iki üç gün sonra etkilenir. Kabakulak olaylarının yüzde doksan beşinde şişkinlik iki yanda birden görülür ve 2-3 gün sonra her iki bez de şişmiş olur. Hasta özellikle çenesini oynatırken ağrı duyar. Hastalık normal gelişmesini izlerse, ateş 4 gün sonra düşer ve şiş azalır. Şişkinliğin bütünüyle inmesi için 7-10 gün geçmesi gerekir. Hastada bundan sonra tam bir iyileşme görülür.
Bazı kişilerde ense ve boğazın şişmesi gibi hastalığı ağırlaştırıcı durumlar görülür. Hastalığa ergenlik döneminden sonra tutulan erkeklerin yüzde yirmisinin erbezleri etkilenir. Ancak virüs erbezlerinin yalnız birini etkiler; erbezi dokusunun bütünüyle yok olduğu durumlar çok azdır. Bu nedenle kabakulak virüsünün kısırlığa yol açma olasılığı çok' zayıftır; cinsel güçsüzlüğe sebep olması ise söz konusu olmaz. Kabakulağa ergenlik döneminden sonra yakalanan kadınların yüzde on beşinde yumurtalıklarda ve memelerde yangılanma olabilir.
Lenfositleri oluşturan hematolojik kök hücrelerde oluşan mutasyonlar nedeniyle ortaya çıkar. Sonuçta mutasyona uğramış lenfositleranormal çoğalırlar, lenf bezleri ve vücudun diğer bölgelerinde tümör kitleleri oluştururlar.NHL genellikle lenf bezlerinde, dalakta, kemik iliğinde veya organlarda bulunan lenfatik dokuda gelişir. NHL patolojik inceleme sonucunda köken aldığı hücre, bu hücrenin olgunlaşma süreci ve yerleşim şekli dikkate alınarak alt gruplara ayrılır. Diffüz büyük B hücreli lenfoma, folikülerlenfoma, marginalzonelenfoma, Malt lenfoma, T hücreli lenfoma, lenfoblastiklenfoma gibi bir çok farklı lenfoma çeşidi tanımlanmıştır. Genel olarakNHL’lar saldırganlığı ve organlara verdiği hasar dikkate alınarak agresif lenfomalar ve indolentlenfomalar olmak üzere iki gruba ayrılır.Agresif (saldırgan) seyreden NHL tipleri tehlikelidir. Hızla lenf bezelerinde büyüme ve iç organlara yayılma eğilimi taşırlar. Hastalarda ateş, terleme ve kilo kaybı gibi semptomlar (B semptomları) sıklıkla bulunur. Agresif NHL’larda yoğun kemoterapiye rağmen tekrarlama olasılığı yüksektir. İndolent (iyi seyirli) formları ise sessiz ve durağan seyreder. Lenf bezeleri çok yavaş büyür, B semptomları yoktur, iç organlara ait belirti ve bulgular görülmez. İndoletNHL’lar sıklıkla tedavi gerektirmez, sık aralıklarla takip edilir.Lenfomalarda, günümüzde hedef tedaviler ile son derece başarılı sonuçlar elde edilmektedir.
Hodgkin Hastalığı
Lenf bezlerinin ve dokularının büyümesi. Yerel olarak başlayan ve genellikle acı vermeyen bu hastalık, kısa zamanda bütün vücuda yayılır. Her yaşta insan da görülürse de en çok 25 ve 65, yaşındakileri etkiler. Erkeklerde kadınlara oranla biraz daha yaygındır.
Hodgkin hastalığının özellikleri tam olarak bilinmemektedir. Bazen süreğen bir bulaşıcı hastalığı andırır. Ancak hayvanlardan geçme olasılığı olmadığından ve hasta dokularda bakteri ve virüs gibi organizmalara rastlanmadığından lösemi gibi, bir tür kanser sayılmaktadır.
Hodgkin hastalığı çoğu zaman boyundaki lenf düğümlerinin bir veya daha fazlasının büyümesiyle başlar. Bazen ilk önce koltuk altındaki veya kasıklardaki lenf düğümleri hastalanır. Hastalık yayıldıkça, belirtileri de ciddileşir. Kilo kaybı, halsizlik ve bütün vücut ta kaşıntı görülür. Ateş 2-3 gün arayla yükselir ve düşer.
Gut hastalığının temel sebebi yeme içme alışkanlıklarıdır. Dengesiz beslenme ve bazı gıdaların gereğinden fazla alınıp, bazılarının yetersiz alınması bu hastalığa yol açabilir. Ancak metabolizmanızı etkileyen başka bir rahatsızlık da gut hastası olmanızı tetikleyebilir ya da genetik olarak bu hastalık size miras kalmış olabilir. Erkeklerde görülme sıklığının daha fazla olduğu gut hastalığının nedenleri, belirtileri ve tedavisi hakkında tüm merak edilenleri Florence Nightingale Hastaneleri İç Hastalıkları uzmanları yanıtladı. Gut hastalığı vücudumuzdan atılması gereken ürik asitin birikmesi ve atılamaması sonucu oluşan bir metabolik hastalıktır. Çok fazla protein alındığında vücudumuzda ürik asit birikebilir. Sağlıklı bir metabolizma ürik asitleri vücuttan atar, ancak vücudun bunları atamaması ve kanda ürik asitin artmasıyla gut hastalığı oluşur. Normalde ürik asidin kanda çözünüp böbrekler yoluyla vücudumuzdan atılması gerekir. Ancak metabolizmamızdaki bazı sorunlar ürik asitin vücuttan atılmasını engeller. Sorun sadece gereğinden fazla protein alımıyla ilgili olmayabilir, o nedenle metabolizmadaki aksaklığın dikkatli bir şekilde incelenmesi ve uygun tetkiklerin yapılması gerekir.
erkeklerde de demir eksikliği görülebilir fakat kadınlarda demir eksikliğinin uzun süreli olması anemiye yol açar. sindirim kanalında kanama veyahut bağırsaklarda yaşanabilecek emilim problemi demir eksikliğinin altında yatan sebeplerden olabilir.