yazar adı gereklidir!

göster şifre gereklidir!

şifreni mi unuttun?

yazar adı gereklidir!

e-mail gereklidir!

göster parola gereklidir!

8 + 11 =

şifrenizi mi unuttunuz? Endişelenmeyin! Aşağıdaki bölgeden şifrenizi sıfırlayabilirsiniz!

e-posta gereklidir!

girişe dön

kapat
hastasozluk hastasozlukcom
  • kuduz (hidrofobi)

    Kuduz (Hidrofobi)
    Kuduz bir köpekten, bazen de kuduz bir kediden insanlara geçen bir virüsün sebep olduğu ağır bir hastalık (hidrofobi). Bir kişinin köpek tarafından ısırılması halinde, hayvanı en kısa zamanda ve canlı olarak incelemeye tabi tutmak gerekir. Hayvanda çok küçük bir kuduz şüphesi görülse bile, ışınları kişiye hemen kuduz aşısı uygulanmasına başlanması gerekir. Bu, koruyucu bir aşıdır; köpek tarafından ışınları kişide hastalık başlamadan önce kuduza karşı bağışıklık sağlar.
    Aşı uygulanmazsa, ortalama 25-60 gün olan kuluçka devresinden sonra hastalık başlar ve hasta için hiç bir kurtuluş yolu kalmaz. Kuduz köpek tarafından ısırılmalarda, ışınları kişinin hastalığa yakalanabilmesi için, hayvanın dişlerini etin içine geçirip, salyası ile etin içine hastalık mikrobunu bırakması gerekir. Kuduz virüsü hayvanın salyasında bulunur. Bu nedenle bazen kuduz hayvanın derideki bir sıyrığı ya da bir yarayı yalaması bile hastalığı insanlara bulaştırmasına yeter. Isıran köpeğin kuduz olduğu biliniyorsa yapılacak ilk tedavi yarayı dezenfekte etmektir. Fakat kuduz birçok dezenfekte edici maddeye karşı direnç gösterdiğinden yaranın nitrik asitle yıkanması gerekir. Tentürdiyot kuduz virüsüne karşı etkili değildir. Yara nitrik asitle yıkandıktan sonra kuduz aşısına başlanır. Isıran köpekte kuduz şüphesi görülen hallerde aşağıdaki şekilde hareket edilir.
    Kuduz şüphesi görülen köpek yakalanır ve on gün gözlem altında tutulur. Onuncu günün sonunda eğer hayvan kuduz belirtisi göstermezse, kuduz aşısı uygulanmasına gerek yok demektir. Eğer köpek çok belirsiz bile olsa birtakım kuduz belirtileri gösteriyorsa, hayvanın ölmesini beklemeden ışınları kişiye kuduz aşısı yapılmaya başlanır. Eğer köpek yakalanmazsa, ya da hastalık kendisinde henüz daha tam olarak ortaya çıkmadan öldürülürse ışınları kişiye yine kuduz aşısı uygulanmasına başlamak yararlı olur.

    Kuduz, insanlığın en eski zamanlarından beri bilinen bir hastalıktır. Eski Çin, Hint, Asur, Babil, Mısır, Yunan, Roma uygarlıklarından günümüze ulaşan çok sayıda belge bu hastalığın o zamanlar da görüldüğünü ortaya koymaktadır. Günümüzde bu hastalık, dünyanın Avustralya dışında kalan bütün ülkelerinde görülmektedir. Avrupa'da kuduz hastalığına en çok rastlanan ülkeler Rusya, Polonya, Balkan ve Latin ülkeleridir. Kuzey ülkelerinde ise bu hastalığa çok seyrek olarak rastlanmaktadır. Bunun nedeni şüpheli görülen köpekler tarafından ışınları kişilere bile aşı uygulanmasıdır.
    Üzerlerinde gözlem ve deney yapılmayan balina, amber balığı gibi suda yaşayan memelilerin dışında kalan memelilerin hiç biri kuduz virüsüne karşı direnç gösteremez. Yarasalar gibi uçan memeliler ise, Güney Amerika ülkelerinde kuduz hastalığının insanlara geçmesine yol açarlar. Bununla birlikte evcil olmayan hayvanlar arasında kuduza en çok yakalanan hayvanlar kurt ile tilkidir. Kedi ile köpek ise evcil hayvanlar arasında kuduza yakalanmaya en yatkın olanlardır. İstatistikler kuduz vakalarının 'inin köpek ısırmalarından, %3'ünün ise kedi ısırmalarından ileri geldiğini göstermektedir. Geri kalan %2 ise av esnasında kurt ya da tilki ısırmalarından meydana gelmektedir.
    Kuduz virüsü 1903 yılında Remlinger ve Di Vestea tarafından bulunmuştur. 1903 yılında da İtalyan bakteriyologu Negri, «Negri cisimlerini» bulmuştur. Negri cisimleri yuvarlak ve hafifçe oval olan, mikroskobik akyuvarlardır. Bunların içerdikleri bazofil adlı akyuvar taneciklerine kuduzdan ölen insanların ya da hayvanların beyindeki bazı bölümlerin sinir hücrelerinde rastlanmaktadır. Negri cisimleri, kuduz virüslerinin saldırısına uğrayan sinir dokusunun bu virüslere tepki olarak meydana getirdiği patolojik yeni oluşumlar sayılmaktadır.
    Yukarıda da belirtildiği gibi çoğu kez hastalık ısırma yolu ile geçer. Ayrıca, kuduz köpek ya da kedinin deri üzerindeki yaralan ya da sıyrıkları yalaması ile bile bulaşabilir. Bu tür bulaşma dolaylı yolla da gerçekleşebilir. Örneğin deri üzerindeki bir yaraya, kuduz hayvanın taze salyasıyla ıslanmış cisimlerin değmesi bile kuduzun insanlara bulaşmasına yol açar. Ancak mukozalar ve üzerlerindeki sıyrık ve yara olmayan sağlam deriler, bu virüsün vücuda girmesine karşı kesin bir engel teşkil eder.
    Hastalığın bulaşmasına en elverişli ısırıklar baş ve boyunda meydana gelenlerdir. İkinci derecede tehlikeli ısırıklar ise el ve kol ısırmalarıdır. Deri üzerinde meydana gelen ısırmalarda kuduz virüsünün vücutta yerleşme yüzdesi çok daha yüksektir. Çünkü giysi üzerinden meydana gelen ısırmalarda giysiler kuduz hayvanın salyasında bulunan kuduz virüslerini tutar ve bunların vücuda girmelerine engel olurlar. Öte yandan geniş ve derin yaralar, sıyrık, aşınma ve tırmık gibi yüzeysel yaralara göre etkili bir giriş yolu teşkil ederler.
    Hastalığın kuluçka devresi, yani hayvanın ısırdığı gün ile hastalığın ilk belirtilerinin ortaya çıktığı gün arasında geçen devre, ortalama 25-60 gün arasında değişir. Bununla birlikte 12-15 gün gibi çok kısa ve 6-10, 12 ay gibi çok uzun uzun süren kuluçka devreleri de görülmüştür. Kuluçka devresinden sonra esas hastalık başgösterir. Kuduz hastalığının kendine özgü iki büyük belirtisi vardır. Bunlar hava korkusu (aerofobi) ve su korkusu (hidrofobi) dur. Hasta küçük bir hava akımı karşısında büyük bir korku duyar, dirençsizlik gösterir. Ayrıca suya ve genel olarak sıvılara karşı korku duyar. Bu iki belirti de sinirsel kökenlidir ve hastada öldürücü bir boğulma, soluk tıkanması duygusunu uyandırır.
    Bu iki temel belirtiyi hepsi de sinirsel-ruhsal nitelik taşıyan çok sayıda belirtiler izler. Bunlardan başlıcaları derin melankoli krizleri, kolayca öfkelenme, korkunç rüyalar, birdenbire gelen iç sıkıntısı, vücudun ve sinirlerin kuvvetten düşmesi, ışınları yerde saplar gibi duyulan ağrılar, karıncalanmalar ve zorlu kaşıntılardır.
    Bu ilk belirtilerden sonra hasta yeni bir devreye girer. Bu devrede hastada frenlenemeyen ruhsal ve sinirsel çalkantı göze çarpar. Işıktan gözleri kamaşır; ışığa, gürültüye, kokulara, temasa ve en hafif dokunmalara (örneğin okşayış) bile olumsuz tepki gösterir. Şiddetli bir baş ağrısı, frenlenemeyen titremeler, nabız ve soluk artışı, yüksek ateş görülür. Eğer hasta bu dönemde ölmezse, bunu felç izler. Bu dönemde bacaklarda başlayıp gitgide yukarıya doğru ilerleyen felç ortaya çıkar. Felç kalp ve solunuma vardığı zaman hasta ölür. Hastalık bazen 24 saat sürer; bazen de 5-7 gün devam eder. Sonuç genellikle ölümdür. Çünkü şimdiye kadar bu hastalığa karşı etkili tedavi usûlleri bulunamamıştır. Hekim hastaya ancak morfin gibi ilaçlar vererek acısını hafifletir.